Uncategorized @ 21 April 2018, Comments Off

Selamlar, Twitter’da gezerken bir askerin neler yaşadığı ile ilgili bir günce tuttuğunu gördüm. Hoşuma gitti açıkçası ben de gelecekte hatırlamak üzere bazı şeylerden bahsetmeyi uygun gördüm. Ortaokulda bir İngilizce öğretmenim vardı, Hasan hoca. İngilizceme onun kadar katkı yapan ikinci bir insan olmadı sanırım. Hasretle selamlarımı iletiyorum kendisine. Tarsus macerasını yazmayayım sıkıcı olur. Orta 1 de Akhisar’a taşındık. İlginç bir hikaye… Normalde başarılı sayılacak bir öğrenciydim ama orta 1 karnem inanılmaz kötüdür. Matematik 3 Türkçe 2 falan… O günleri hatırladıkca üzülürüm büyük şoktu bu değişiklik. Arkadaşım Abdullah ile de o gün tanıştık. Bir daha da ayrılmadık çok şükür. Neyse gel zaman git zaman okula alıştıkça benim dersler iyileşti, fakat fen lisesi olmadı. İyi ki de olmamış diyorum. Lise yılları en güzel yıllardı belki de. Yaya yaya neredeyse okul birincisi oldum. Sadece son sınıfta ÖSS hazırlığı heyecanlıydi, unutmam sınava saçma sapan bir birinci sınıf sırasında giriyordum. Arka siramdaki kız adımı duyunca sen şu Enes misin diye sormustu. LOL. Kendimi celebrity gibi hissetmistim ilk defa.

Neyse, ÖSS sınavından 1 ay önce denemelerde full çekmeye baslamistim. İnanılmaz güzel bir duygu merak eden varsa… Fakat sınavda maalesef talihsizlik ile 4 yanlış yaptım, kısmet ODTÜ elektronikmis, kazandık. Biraz İngilizce de çalışıp hazırlığı da atladim, oh mis.
Okulu 4 senede iyi denebilecek bir derece ile bitirdim çok şükür. Motivasyon büyüktü, iş bulup şimdiki eşim ile evlenmek

Uncategorized @ 17 April 2018, Comments Off

Son bir aydir olanlari hayret ve dehset icinde izliyorum. Lafi uzatmayayim cokus basladi gibi gorunuyor. Mehmet Cengiz vs. tayfasina herseyi vermisler gorunene gore, tabi o elemanin ipleri kimin elinde bilemiyorum. Hersey satildi, her mala cokuldu. Son atimlik kursunlari kaldi onu da daga tasa slklyorlar. Siralayalim, 1- Amerikan ermeni soykirim yasa tasarisi 2- Afrin savas sucu ithami 3- Kurtlere soykirim ithamlari 4- Cemaate soykirim ithamlari 5- Zarrab davasi 6- ISID petrolleri ve cihadcilara maddi destek. en onemlileri bunlar.

Ne yapmak gerekiyor? Pratikte cozum YOK. Zengin olanlar agir etkilenmez. Bugune kadar dolar almis olmaniz gerekirdi, bundan sonra altina gecin, paraniz kaldiysa. Borclanmayin. Ilac ve gida stoku yapin. Zalimin ve taraftarlarinin Allah belasini versin, kalanlara da sabir dilerim, umarim kolay atlatirsiniz.

Uncategorized @ 17 April 2018, Comments Off

Gecenlerde Pakistanli bir arkadasla muhabbet ediyorduk. Laf arasinda tembelligimiz, kulak ustu yatmamiz, vurdum duymazligimiz ile ilgili inanilmaz guzel bir benzetme yapti. Siz asagiliklara cevirerek anlatayim. Seriat dediniz, bu memleket dar-ul harptir dediniz -sozde- mucadele ettiniz, tamam. Simdi kendi orman kanunlariniza gore hareket etmeye basladiniz. Kendi uydurdugunuz kurallara takla attirip insanlari tekfir ettiniz, hakkina girdiniz, iskence edip zulmettiniz. Hadi tamam siz gerizekalisiniz bunlari din adina yaptiginizi zannediyorsunuz da, -hasa- Allah akilsiz mi ki, ayyuka cikmis bu mezalimi gormeyecek? Yediginiz yetim hakkini, gunahsizlara ettiginizi burnunuzdan getirmeyecek? Iyi ki sizin tarafta degilim, cok hakka girdiniz, bu duzeni destekleyerek de girmeye devam ediyorsunuz. Allah gelsin hakkinizdan, inaniyorum gelecektir de…

Uncategorized @ 18 February 2018, Comments Off

Cebimden 2 dolar çıktı. Dedikodu kazanı kaynasın. Başlayın toplantılara tahmin edin bakalım bu 2 dolar neden bende.

Geçen hafta malesef kötü haberler aldım. Yüreğim parçalandı. Tiranın tirancıkları eminim ki keyifli. Beni nereye oturttugunuz umrumda değil ama bilin ki sizle aynı safta değilim. …. ve diğer bendeler, neme lazımcı vicdan fahişeleri. Siz kimsiniz biliyor musunuz? Alın okuyun:

Hani 50’lerin Amerika’sında bir akşamdı…  Sinemada gösterilen propaganda bülteninde devletin ‘tescilli komünist’ diye yaftalamasından etkilenip Dalton Trumbo’ya “Hain” diye bağıran adam vardı ya, işte sen osun! Çocuklarının yanında Trumbo’nun suratına kahveyi fırlatmıştın hani, kendinle gurur duyarak…

Hayır hayır, tam olarak o da değilsin.

Biraz naif kaçtı.

Sen o kadar yumuşak olamazsın.

Dur, sana kim olduğunu ya da ne olduğunu daha iyi, daha teferruatlı anlatayım.

***

Hani 1930’ların Almanya’sında, “Hitler Almanya için; bütün Almanya Hitler için” diye slogan atıyordun. Fabrikada işçi, barda pinekleyen işsiz, hastanede hemşire, uçakta pilottun. Wilhelm Reich’ın “Dinle Küçük Adam” diye hitap ettiklerindendin. Hani, “Sana kişisel özgürlük değil ulusal özgürlük vaat ediyorlar. Sana insani öz saygı değil, ulusal büyüklük vaat ediyorlar. ‘Ulusal özgürlük’ ve ‘devletin çıkarları’ ifadeleri bir kemiğin bir köpeğin ağzını sulandırdığı gibi senin ağzını sulandırıyor ve sen onları alkışlıyorsun (…) Bütün maskeleri düştüğü halde senin efendilerin senin tarafından yükseltildiler, senin tarafından beslendiler.” dediklerinden…

***

Hani biricik Führer’inin ‘İradenin Zaferi’ konuşmasını dinlerken sanki gökten Mesih gelmiş de onu dinliyormuşsun gibi sorgusuz-sualsizdin ya, ‘sağlam irade’ idi hani… Çünkü duymak istediklerini söylüyordu ne de olsa. Önüne attığı iç düşmanı parçalaman karşılığında sana milli haysiyet, daha çok yağma ve oturulacak daha yüksek koltuklar vaad ediyordu. Bunun karşılığında, komşuların birer birer evlerinden alınıp götürüldüğünde sesini çıkarmıyordun, “Führer en nihayet toplumsal güvenliğimizi sağlayacak” diye minnet duyuyordun.

O gün için sen “İşin en başında komünistler ve sosyal demokratlar alındı. Bu bizi hiç düşündürmedi. Nihayetinde komünistti onlar, halk düşmanıydılar.” diye demeç veren o sıradan Alman’dın. “Führer doğru olanı yapıyordur” diye rahattın nasılsa.

Sonra sen Bayan Lotte Kaiser oldun. Tarihlerden 15 Mayıs 1938’di. Bir anneler günüydü. Hitler’e el yapımı bir tebrik kartı göndermiş ve üzerine “Adolf’un kutsal anne ve babasına, Führer’imizi doğurdukları için anlatılamayacak derecede büyük teşekkürler…” yazmıştın. Kelimelerle anlatamıyordun coşkunu…

Carl Bauer oldun, Hitler için şiirler yazdın. Zaman geldi, Bayan Bertha Over oldun, “Nazizm’in Amentüsü”nü kaleme aldın. Hitler’e bir mektup yazıp “Allah’ın seçilmiş oğlu” diye hitap ettin. Onun, Almanları, Yahudiler, din adamları ve hanedan mensupları gibi ‘engerek yılanlarından’ kurtarması için yalvardın. Sevginin ve itimadının sınırı yoktu.

***

Bazıları “Hitler, onları hipnotize etmişti” diyor ya, hayır bu doğru değildi. Bunu en iyi sen biliyordun. Sen zaten hipnoz edilmeye ihtiyaç duymayacak kadar motiveydin kötülüğe. Fıtratında vardı. Hani ‘süte karışmış pis su’ misali Yahudileri çoluğuna çocuğuna varıncaya kadar ‘moleküllerine ayırırken’ Führer’in, bir büyüklük öforisi ile nasıl da çılgınca alkışlıyordun. “Daha yap! Daha fazlasını yap!” diye tempo tutuyordun, öyle değil mi? O imha kamplarına götürülenler mahallede komşun, sınıfta arkadaşın, okulda öğretmenin, çarşıda esnafın, dairede meslektaşındı; ama olsun, artık hepsi birer ‘hain’di. Führer’in öyle diyordu çünkü. Baban bile olsa, evladın bile olsa farketmezdi, ihbar ederdin. “Çocuğu değil, devleti koruma dönemi” idi.

Stanislaus Jaros oldun mesela. Hitler’e, “Almanya söz konusu olduğunda ve siz, liderim, beni çağırdığınızda ben, babam gibi, hayatımı feda etmeye hazırım” diye sadakat mektupları yazıyordun.

Bir çocukken Şabat’ta Yahudilere iş yaparak para kazanan Anthony Sawoniuk’tun. Sonra büyüdün. Führer’in, “Bunlar virüs, kanser hücresi, terörist” dedi, koşa koşa gidip polise gönüllü yazıldın. 20 Eylül 1942 günü idi. 3 bin Yahudi öldürüldü. O gün sen, kaçmaya çalışan Yahudileri kovalayan arama-öldürme polis ekiplerine önderlik yapıyordun. En öndeydin…

Keza, Hemşire Hermine Braunsteiner’din. Hırslarını doyuramıyordun. Daha yüksek ücretli diye Ravensbrück’teki kadın toplama kampında işe girdin. Daha sonra Polonya’daki Majdanek kampına atandın. Görevin, gaz odalarına gönderilecek olan Yahudi kadın ve çocuklarını seçmekti. “Nasıl olsa bunlar da büyüyence terörist olacak, nesine acıyacağım” diyordun.

Bir de T4 operasyonları vardı, bilirsin. 1940 yılı idi. Zihinsel veya fiziksel engelli 70 bin Alman ve Avusturyalı’nın öldürülmesi operasyonuna verilen kod adıydı bu. 14 bin kişinin öldürüldüğü bir psikiyatri hastanesinde kurbanlara ölümcül enjeksiyonlar yapan baş hemşire Irmgard Huber’din sen.

Ve de içini bir türlü soğutamayan Maximillian Grabner’dın, “Ailemin hürmetine yaklaşık 3 milyon insanın (Yahudi’nin) öldürülmesinde rol aldım” diyen.

***

Sen, Sineklerin Tanrısı’ndaki Roger’sın. Aslında tabiatında hep var olan canavarı serbest bırakabilmek için bir ıssız ada bekliyordun. Yaptıklarından hiç bir şekilde sorumlu tutulmayacağın… Bir de sana reislik edecek bir Jack lazımdı. O sana et verecekti, mızrak verecekti, güç verecekti, krallık vaad edecek, önünü açacaktı. Bunları elde ettiğinde doymuyordun taze insan yavrusu kanına. Daha fazlasını, daha fazlasını istiyordun. Nasıldı o marşınız: “Canavarı gebert! Gırtlağını kes! Kanını dök!” Hah işte, yüzünde boyalarla öyle bağırıyordun işte.

***

Sanma ki sadece 1930’ların, 40’ların Almanya’sında, Sovyetler’inde, Çin’inde kaldın sen. Hayır. Sen insan oğlu doğalı beri varsın. ‘Kötülük’ sen varsın diye ‘sıradan’ zaten. Beyninin ilkel yanıyla, kendi kötücül sıradanlığında işledin bütün cinayetleri. Sayende ‘yaratıcı kötülük’, ‘müşterek kötülük’ diye kavramlarla tanıştı evren. Bu konuda sınırın yoktu çünkü.

90’ların Ruanda’sında elinde palayla gördük seni misal. Albuert Bandura’nın bahsettiği ‘ahlaki çözülme’nin ne olduğunu sende çok iyi anladık. Hani vitesin boşa alınması gibi, bütün vicdani ve ahlaki değerlerin çözülüp gitmesini yani… Eline satırı almış, daha dün sohbet ettiğin, çocuklarını oynasınlar diye evlerine gönderdiğin aileyi çatır çatır doğruyordun. Sırf Tutsi oldukları için. Sırf hükümetin onları ‘insandışılaştırdığı’ ve ‘hain’ diye yaftaladığı için. Sırf senin “Hakettiler” diyerek onların üzerine saldırmanı istedikleri için.

***

3 ayda 800 bin ila 1 milyon arasında Tutsi, bizzat kapı komşuları tarafından palalarla doğranırken sen de hükümetinin kölesi bir katil olarak hışımla indiriyordun satırını. Daha sonra adını bile vermekten çekinerek bir röportaj verecek ve “Katliamın en kötü yanı kendi komşumu öldürmekti. Birlikte yer içerdik, onun sürüsü benim otlağımda gezinirdi. Akraba gibiydik.” diyecektin utanmadan. Çünkü o zaman devletinin propaganda makinesi, topyekun Tutsileri ‘şeytan’, ‘hamamböcekleri’, ‘bünyeden sökülüp atılması gereken bir ur’ olarak tanımlamıştı. Seni de buna inandırmıştı. Tutsilerin eskiden beri daha eğitimli olmaları, bürokraside daha iyi yerlere gelmiş olmasının verdiği hasetle de kolaylıkla benimsemiştin bu ‘şeytan etkisi’ni.

Sen aynı zamanda, kapı komşusunun çocuklarını nasıl ölümüne dövdüğünü anlatan o Hutulu anne idin. “Hükümetimizden biri gelip bana ve kocama Tutsilerin düşman olduğunu söyledi. Bu tehditten korunabilmemiz için bana çivili bir odun, kocama da bir pala verdi. Bu çocukların katledilmesi, aileleri çoktan öldürülüp çaresiz öksüzler olarak kalmış olan bu çocuklara yapılan bir iyilikti” diyebilmiştin. Ne de olsa bu çocuklar büyüyünce birer ‘terörist’ olacaktı, değil mi?

***

Hükümetin ne kadar da akıllıydı. Zulmü, vahşeti, katliamları sokağa indirerek, her bir Hutu’yu birer Tutsi katili yaparak bir tür ‘suç ortaklığı’, cinayetle sağlanan bir tür ‘yoldaşlık’ bağı üretmişti.

Hani Fransız gazeteci Jean Hatzfeld, soykırımın ardından hapse giren siz katillerin 14’üyle röportajlar yapmıştı. Çoğunuz çiftçiydi. Biriniz de eski öğretmen. Yine çoğunuz aktif kilise mensupları olarak ‘dindar’ kişilerdiniz.

Hatzfeld’in “A Time for Machetes: The Rwandan Genocide – The Killers Speak” (Palalar Zamanı: Ruanda Soykırımı – Katiller Konuşuyor) isimli kitapta topladığı bu röportajlardan birinde, “Açıkça itiraf etmeliyim ki öldürdüğüm ilk iyi adamdan sonuncusuna kadar hiçbirinde üzüntü duymamıştım.” diyordu bir katil. İşte sen osun. Limbik sistemden yoksun, duygudan arınmış, safi bir kötülük olarak karşımızdaydın. Elinde bu kez palayla…

“Bizler tanıdıklarını, komşularını kesenlerdik. Bizler planlı kesicilerdik” diyordun bir başka isim altında. Biliyorduk. Çok iyi tanıyorduk seni.

Yine bir başka katil olarak şunları itiraf ediyordun Fransız gazeteciye: “Tutsili komşularımızın suçlu olmadıklarını, yanlış bir şey yapmadıklarını biliyorduk. Fakat süregelen bütün sıkıntılarımız için tüm Tutsileri suçladık. Onları artık eskiden oldukları gibi bireyler, hatta çalışma arkadaşları gibi bile görmüyorduk. Hep birlikte yaşadığımız tüm tehlikelerden daha büyük bir tehdit unsuruna dönüşmüşlerdi.”

Biliyorduk. Bunu da çok iyi biliyorduk. Ve sen de biliyordun…

***

Katliamlardan sağ kurtulan Berthe Mwanankabani isimli bir kadın var, bildin mi? “Artık biliyorum ki birlikte yemek yediğiniz, birlikte yattığınız kişi bile hiç zorluk çekmeden sizi öldürebilir. Ben soykırımdan beri şunu öğrendim: Komşunuz sizi dişleriyle bile öldürebilir; bu yüzden dünyaya artık aynı gözle bakmam imkansız” diyordu senin için. İşte sen, dişlerini komşusunun etine geçiren o yamyamsın.

‘Şeytan Etkisi’nin yazarı, ünlü sosyal psikolog Philip Zimbardo diyor ki senin için, “İfadelerindeki ve tasavvuru imkânsız vahşeti anlatışlarındaki soğukkanlılık ve acımasızlık insanın kanını donduruyor. İnsanlar akılsız bir ideoloji uğruna, karizmatik liderleri körü körüne takip edip onların ‘düşman’ olarak etiketledikleri herkesi yıkıma uğratma adına harfiyen emirlerini uygulayarak insanlıklarını tamamen geride bırakabilirler.”

… Ve bıraktın da nitekim!

***

Senin yüzünden bütün düşünürler, “Nazilerin soykırımına benzer bir trajedi bir daha yaşanabilir mi?” sorusuna kayıtsız şartsız, “Evet, daima” cevabını veriyor. “Herhangi bir zamanda, her hangi bir yerde tekerrür edebilir” diyorlar. Ve hep haklı çıkıyorlar. Bunu, yaptığı katliamlardan pişman olmayan eski Nazi Adolf Eichmann’ın ifadelerinde de, Milgram Deneyi’nde de, Zimbardo’nun Stanford Hapishane Deneyi’nde de, Hiroşima’ya atom bombasını atıp binlerce insanı öldüren ve bir o kadarını da sakat bırakan Amerikalı pilot Albay Paul Tibbets’in, “Vicdanım temiz, geceleri rahat uyuyorum. Bir daha olsa bir daha yaparım” şeklindeki cümlelerinde de teyid ettik.
1940’larda Hitler’in psikopatolojisini masaya yatıran Amerikalı psikanalist Walter Charles Langer, “Bir deli olarak yalnız Hitler yaratmamıştı Alman çılgınlığını; bu çılgınlık da Hitler’i yaratmıştı. Alman halkının bir ‘önder’e bu denli kolaylıkla boyun eğmeye istekli görünüşü, Almanlar’ın büyük bölümünün Hitler’in ruh durumunda olduğunu gösterir.” tespiti aynı zamanda senin de sağlık raporundur.

***

Ama şurasını iyi dinle ‘küçük adam’: Tarihlerden 16 Nisan 1945’ti… Hitler’in intiharına sadece 2 hafta vardı. Rejimin son günleriydi. Son pişmanlığın fayda etmeyeceği günler… Amerikalı askerler, Almanya Buchenwald toplama kampına 1200 sivil Almanı getirmişti. Bunlar; sen ve senin gibilerdi. Burası çok da ünlü olmayan bir toplama kampıydı. Fakat kurbanların tamamı, o 1200 insanın eski komşularıydı. ‘Ziyaretin’ amacı, Hitler faşizminin uyguladığı vahşeti, bizzat destekçilerine kendi gözleriyle göstermekti. “Bakın, neye mal oldunuz” dedirtmekti. Kampta, 80 bin Yahudi’den geriye sadece 20 bini kalmıştı. Etrafta, insan etlerinden yapılmış teşhir eşyaları vardı. Bu manzara karşısında ‘ziyaretçiler’ gözyaşlarını tutamıyor, bazıları bayılıyordu. Buna sebep olanlar kendileriydi çünkü. Yıllarca o Führer’i bir peygamber gibi alkışlayarak yaptığı her türlü kırıma, katliama, zulme destek vermişlerdi.

***

Ama sen buna rağmen hiç değişmedin. Hiç ders almadın. Elindeki cep telefonunu palalar, zehirli enjektörler, gaz vanaları, tabancalar gibi kullanmaya devam ettin. Hiç bir kötülüğünü görmediğin komşunu ihbar ediyordun. Çocuklarını emanet ettiğin öğretmenlerin açlığa mahkum olması, Meriç’te çoluk çocuk boğulup can vermesi karşısında haz alıyordun. “Bunlar da büyüse terörist olacaklardı zaten, öldükleri iyi olmuş. 2 kişi, 2 kişidir yani. Acımam” diye tweet’ler attın.

“FETÖ tutuklusunun eşi, engelli oğlunu öldürüp intihar etti” haberinin altına “Darısı bütün FETÖ’cülerin başına” yazdın. Elinde pala olsa o çocukları keser, o anneyi doğrardın. Sen tek bir kişi değilsin. Bir ’trol’ ya da ‘troliçe’ de değilsin. Münferit hiç değilsin. Yalnız asla değilsin. Sen bir zihniyetsin. Gerçeksin. “Kundaktaki bebeklerine kadar katli vaciptir” diyen Hüseyin Adalan gibi gazeteci önderlerin var senin.

Bir gün o cezaevleri ya da Meriç kıyısı sana gezdirilir mi; ağlar ya da düşer bayılır mısın bilmiyorum. Ama şundan eminim; kitapların yazılacak cilt cilt. Filmlere konu olacaksın. Belgesellerin çekilecek. Utanmadan röportajlar vereceksin oralara.

Ama senden geriye bir hacil ad, bir kara nam kalacak. O kadar!

Uncategorized @ 05 December 2017, Comments Off

I found a small workaround for this. It does not look beautiful but it does the job.

Open your profile folder in mozilla home. it is something like .mozilla/SOMETHING.default/firefox    in your home directory

create a directory named chrome

in chrome create userContent.css

In that file put the code below

input[type=radio]{ outline: 1px solid red }
Turkce @ 15 October 2017, “No Comments”

Bugun New York Times gazetesinde cikan bir yazi da soyle bir kisim var.

“”

The 2013 allegations, and the wiretaps on which they were based, were denounced as fiction — claims that many Turks found credible because of the Gulen movement’s problematic history. Gulenist prosecutors had been found to have fabricated evidence in earlier trials of secular army officers. (This week, Turkey’s state-run news agency said the American Embassy employee whose detention had fanned tensions had links to one of those prosecutors.)

But four years on, court filings in Manhattan show, these same recordings have become a part of the United States case.

The court records show that Mr. Erdogan’s voice was not captured on any of these particular recordings. But in the fall of 2013, he is referred to frequently by his office in conversations among some of the people suspected of conspiracy.

“”

Bu aslinda kotu bir haber. Neden diyecek olursaniz, bizim montaj dedigimiz dinlemeler delil olarak dava klasorune girmis. Hatta bunun yaninda bu dinlemeler disinda baska dinlemeler de davaya delil sayilmis. Is baya cetrefilli. Peki bu neye sebep olur?

Yanilmiyorsam 2-3 yil once bankada dolar bozdurma islemi yapacaktim. Memur ile muhabbet ederken, yahu her yer calkalanirken bu dolar neden dusmuyor? Neden dusup birden firliyor? Neden sonra bir anda dip yapiyor gibi sorular soruyordum. o da garibim ah ben de bir bilsem cevabini veriyordu, ama aslinda cevabi cogumuz biliyordu.

Bu habere dayanarak sunu diyebilirim, iddiada adi gecen kisilerin ve yakinlarinin yurtdisi varliklarina tedbir konabilir. Bu durumda da malum sebeplerden dusen dolar artik hayal olabilir. Dikkatli olun. Ekonomik olarak adimlarinizi dikkatli atin. Benden soylemesi

Turkce @ 11 October 2017, Comments Off

USA ve TR arasindaki vize krizine vakif oldum. Vizesi olmayanlara gecmis olsun. Ama iyi yerden bakmak lazim baska yerlere zoraki gitmek icin kapi acilmis oldu. Amerika disinda guzel yerler de var oralara gider takilirsiniz. Benim su an hayalim Avustralya taraflari, bakalim…

18 Eylul buradaki sene-i devriyemizdi. 1 yil gecti. Acikcasi nasil gectigini pek anlamadim, hizliydi. Oglan okula alisti, bize posta koyuyor artik. Kiz dunyadan bihaber, annesi babasi yanindaysa keyfi yerinde. Buyuklerle canli, kanli gorusememek biraz uzuntu olusturuyor ama o da asilir insallah.

Gecen bir yili dusunup muhasebe yapiyor insan. Vicdanen inanilmaz rahatim. Hatta sunu diyebilirim ki basima gelenler bir acidan iyi oldu. Buyuk bir degisim yasadim. Gereksiz korkularim gitti, baska korkularim geldi, faydali korkular. Kendimi ve etrafimi daha iyi tanima firsatim oldu. Zugurt tesellisi mi dersiniz bilemem ama zulum eden tarafta olmamak da inanilmaz guzel bir duygu. Orada olanlari takip ediyorum tabi ki. Bebeklere bile terorist diyebilen insanlari gordukce uzuluyorum. Nitekim masumlugu dinen ve vicdanen kabul edilmis bebeklere dahi boyle diyen kiside akil kalmadigi icin, size de bir kulp bulacaktir, bu da size dert olsun. Bir tek arkada kalan 3-5 sevdigim insan var. Onlara uzuluyorum. Bir timarhanede zaman olduruyorlar.

Chomarlara gelince. Onlar icin zerrece uzuntum yok. Ama kendileri icin uzulseler iyi olacak. Aralarinda dindar olanlar var oldugunu biliyorum. Olmayan da var onlar da biliyor. Aslinda hepsi kimin ne oldugunu iyi biliyor ama konusabilecek durumda degiller. Anlamak isterdim ama o kafada degilim inanin. Dindar olanlar basta bu islere Allahin sevgisini kazanacaklarini dusunerek girdiler. Hala belki de oyle olacagini dusunuyorlar ama oyle olmayacak guzel kardeslerim. Nasil mi bu kadar eminim? Aslinda basit. Diyelim ki soyle bir soru-cevap fasilasi oldu diyelim. Sorguda sordular: – Bebeklere bile terorist deyip, onlar olumu hak ediyor demissin. Suclu olup olmadigini bile bilmedigin birinin haklarini gasp edip yurdundan edip arkasindan da oh olsun demissin. veya, diyenlere de bizdendir deyip ses cikarmamissin. Neden? -Evet dedim, onlara, dogmamis bebeklere bile terorist dedim, olumlerine sevindim, sadece senin rizan icin. -Oyleyse ben de seni affettim, haydi Cennet’e!

Diyalogun bu sekilde gidecegini dusunuyorsan eyvallah, sana birsey diyemem. Ama boyle olmayacagini sen de biliyorsun, dindar kardesim. Hele ayrani fazla kacirip kim oldugunu bilmedigin adama kafir dediysen gecmis olsun. Inan ki orada o adam olmayacak.

Yukaridaki part dindarlar icindi. Maddi bakisa gecelim. Dogmamis cocuga veya bebege terorist diyen bir toplum, dindar olsun dinsiz olsun, rasyonellikten uzaklasmis demektir. Yani bir nevi cadi diyerek kadin yakan eski ortacag kafasi ile bagdastirabiliriz. Boyle, gerceklikle bagini koparan bir toplumun ne yazik ki yuzu gulmeyecektir. Keske gulse, ben de isterim ama olaylarin seyri oyle olmuyor, dunyayi hangi kafayla okuyacaksin da hangi kafayla plan yapacaksin? Sebepler ve sonuclar uzerinden gidiyor hersey.

Seviniyorum. Kendimi buldum, namaza basladim, daha fazla kuran okuyorum, yedigine ictigine daha dikkat ediyor insan burada, keyfim iyi yani. Zulmeden tarafta olmadigim icin cok daha sevincliyim, hadi chomar olsaydim, Allah korumus! Cektiklerime gelince, yasanmasini kimse istemezdi ama belli ki bunu zaten cekecektim. Bir kisim insanlar (bilirsiniz) zaten hakkimda yalan yanlis bilgilerle yillardir yapmisti yapacagini. Yalniz durum bana manevi guc verdigi icin memnunum.

Hatirlayan hatirlar, bazilariniza dolar alin, dolarda kalin demistim. Birsey bildigimden degil, islerin nereye gidecegi belli oldugu icin diyordum. Nereye gidecegi hala belli. Manevi acidan bakarsaniz cok ah aldiniz, hesabini tabi ki odeyeceksiniz. Maddi acidan bakarsaniz, akliniz yerinde degil, kararlariniz guvenilir degil ve insanlarin faydasina degil, gunu kurtarmalik ve her gun bir oncekinden daha kotu, hergun baska yalan ve yalanlara sevinen alik bir topluluk. Etraf Iran, Rusya, UK ve ABD sarmis. Devlerden bir tek Cin eksik ki o da bir sekilde olaya mudahil olacaktir, bedelini tabi ki odeyeceksiniz. Umarim bekledigimizden agir olmasin. Yine de Venezuela’nin basina gelenlere bir bakmakta fayda var. Beyin jimnastigi yaptirir.

Uzun lafin kisasi, dolar alin, altin alin ve kalin. Dolar bozdurun diyenlere inanmayin en buyuk istifci kendileridir, nitekim sizin 5-10 gram altininiza muhtacsa piyasa ekonomi malesef tirt demektir, bir zahmet once istifciler bozdursun. Harcayacaginiz 1 TL bile onemli, geregi yoksa harcamayin, tasarruf edin. Belli bir donem gelecek, biriktirdiginiz para da fazla ise yaramayacak ama sonrasinda yaralarinizi sarmak icin iyi olacaktir. Sicak parasi olanlar, gun gelecek zirt diye 3-5 daire alabileceksiniz, merak etmeyin, isi firsata cevirmek bu acidan mumkun ve bilin ki bunu yapabilen tayfa ulkenin %1′lik elit kismidir diyebilirim.

Dostlarim esenlikte kalin.

Chomarlar ve koltuk degnegi dilsiz seytanlar, b.kunuzda bogulun.

 

Turkce @ 08 August 2017, “No Comments”

KALDIRIMLAR

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…

UMAR MIYDIN?
Görünmez âşinâ bir çehre olsun rehgüzârında;
Ne gurbettir çöken İslâm’a İslâm’ın diyârında?
Umar mıydın ki: ma’betler, ibâdetler yetîm olsun?
Ezanlar arkasından ağlasın bir nesl-i me’yûsun?
Umar mıydın: cemâat bekleyip durdukça minberler,
Dikilmiş dört direk görsün, serilmiş bir yığın mermer?
Umar mıydın: tavanlar yerde yatsın rahneden bîtâp?
Eşiklerden yosun bitsin, örümcek bağlasın mihrâp?
Umar mıydın: o, taş taş devrilen, bünyân-ı mersûsun,
Şu vîran kubbelerden böyle son feryâdı dem tutsun?

İşit: on dört asırlık bir cihânın inhidâmından,
Kopan ra’din, ufuklar inliyor, hâlâ devâmından!
Civârın, manzarın, cevvin, muhîtin, her yerin mâtem;
Kulak ver: Çarpıyor bir mâtemin kalbinde bin âlem!
Ne hüsrandır ki: doldursun bugün tevhîdin enkâzı,
O, hâkinden nebîler fışkıran, iklîm-i feyyâzı!
Gezerken tavr-ı istîla alıp meydanda bin münker,
Şu milyonlarca îman “nehye kalkışsam” demez, ürker!
Ömürlerdir bir alçak zulme miskin inkıyâdından,
Silinmiş emr-i bil’ma’rûfun artık ismi yâdından.
Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde..
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl;
Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhûl.
Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;
Nazarlardan taşan manâ ibâdullâhı istihkâr.
Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş:
Ne din kalmış, ne îman, din harâp, îman türâb olmuş!
Mefâhir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl..
Bu izmihlâl-i ahlâki yürürken, durmaz istiklâl!

Sen ey bîçâre dindaş, sanki, bizden hayr ümîd ettin;
Nihâyet, ye’se düştün, ağladın, ağlattın, inlettin.
Samîmî yaşlarından coştu rûhum, hercümerc oldu;
Fakat, mâtem halâs etmez cehennemler saran yurdu.
Cemâat intibâh ister, uyanmaz gizli yaşlarla!
Çalışmak!.. Başka yol yok, hem nasıl? Canlarla, başlarla.
Alınlar terlesin, derhal iner mev’ûd olan rahmet,
Nasıl hâsir kalır “tevfıki hakkettim” diyen millet?
İlâhî! Bir müeyyed, bir kerim el yok mu, tutsun da,
Çıkarsın Şark’ı zulmetten, götürsün fecr-i maksûda?
Mehmet Akif Ersoy
(1873 – 1936)
İstanbul, 24 Teşrinievvel 1334 (1918)

( Safahat, Yedinci kitap – Sahife: 455 )

Turkce @ 20 March 2017, “No Comments”

Çok gezen mi bilir çok okuyan mı? Malesef TR gibi bir ülkedeyseniz sanırım çok gezen bilir demek zorundayım. Nitekim, sadece izin verildiği kadar okuyabiliyorsunuz.

Tanıştığım birbirinden bağımsız iki arkadaştan bahsedeceğim.

Bir tanesi Kübalı. Baya koyu bir muhabbet ettik kendisiyle o Küba’dan bahsetti ben TR’den. Amacım nasıl bir yer olduğunu öğrenmekti ama laf her seferinde dolaşıp darbeye geldi. Malumunuzdur, güney Amerika ülkeleri darbeler ile meşhurdur. Kendisine ilk Castro hakkında sordum. Sağlam bir küfür etti. Şaşırdım, bizim TR’de millet yas tutuyor öldü diye dedim. “Biliyorum, ama neden bu kadar sevdiklerini anlamadım, Castro katıksız bir diktatördü.” dedi. Nitekim Amerika’da yaşayan Kübalı’lar Castronun ölümünü büyük organizasyonlar ile kutladılar.

1- Küba’da maaşım $12 bir çift ayakkabı ise $25. Ayakkabıyı satan devlet. İlk giymemde parçalandı ama şikayet edebileceğin yer yok.

2- Küba devriminde halk çok sevinmişti dedi. Darbe günü para birimi iptal edildi ve yeni para birimi çıkarıldı. Yani elinde dolar olmayan herkes parasını o gece kaybetmiş oldu.

3- Bütün yabancı firmaların malına el kondu. İşyerleri halka verildi. Hammaddeyi de ben vereceğim size merak etmeyin dedi. Ama kimseye birşey vermedi çünkü verecek gücü yoktu.

4- Castro insanlara arazi verdi, tarla verdi. Ama traktör, tohumları ben vereceğim dedi, kimseye birşey vermedi.

5- Castro’nun polisleri her an evine gelip arama yapabilir. Kafasına göre seni alıp nezarette bekletebilir dedi.

İnsanlar neden yaşamaya devam ediyor orada diye sordum. Cevap basit, çoğu ne olduğunu bilmiyor, Küba’da internet yok gibi birşey. Amerika, Avrupa vs hepsi Küba’ya düşman zannediyorlar. Halk eziliyor, yöneticiler kral hayatı yaşıyor.

Bu arada Küba’da başkan denmiyor bizimkine dendi. Komunist parti’nin lideri olan kişi hem devlete hem orduya hükmediyor, öyle birşey dedi. Padişah gibi birşey yani.

Sonra ben TR’den bahsettim. Darbeden.

1- Hiçbir siyasi tutuklanmadı dedim. Güldü.

2- Kabe’de bile 500 korumayla gezen başkan, tek başına, havada darbeci uçaklar olmasına rağmen, uçağa binip yolculuk yaptı. Bir de kamera karşısına geçip korkmuyorum sizden deyip meydan okudu dedim. Güldü.

3- Başkanlık sarayına F-16′lar bomba attı ama ne hikmetse dışarıdaki yolu vurdu, binaya parçalar bile ulaşmadı dedim. Güldü.

4- Listeler hazırlayıp insanları işten attılar, hapse attılar, hatta birini bulamayınca anasını-babasını alıyorlar içeri dedim. Güldü, Castro gibi dedi.

5- Bu olayda insanları vurdular dedim. Güldü, Castro insanları öldürüp başkasının üstüne atardı dedi, ilginç.

Önce dedi ki, Küba eskiden daha güzel bir yerdi ama bir daha öyle olamayacak.

Sonra da dedi ki, yeni başkanınız hayırlı olsun.

Diğer bir arkadaş Rusya’da iş yapan bir Türk. Rusya’dan çıkmışlar tamamen. Neden dedim? Uçak krizi bizi bitirdi dedi. Uçak krizi orada iş yapan tüm Türkleri bitirdi dedi. Aksini söyleyen olursa yalan söylüyordur.

Putin TR bunun bedelini ödeyecektir dedi. Ertesi gün bizim siparişler azalmaya başladı. Sonra da bitti. Meğer Rusya istihbarat ajansı bunlardan mal alan bütün esnafa gidip tehdit etmiş. Allah için, bizim Türkler’e dokunmamışlar. Ama yerel esnafa demiş ki bunlardan bir daha mal alırsanız bedelini ödersiniz. Kısacası bizim işler bitti. Çıkmak için elimizdeki malları satmaya çalıştık, 500k üstündeki malları 50K civarına birine satıp oradan ayrıldık dedi. Geçmiş olsun.