Turkce @ 08 August 2017, “No Comments”

KALDIRIMLAR

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…

UMAR MIYDIN?
Görünmez âşinâ bir çehre olsun rehgüzârında;
Ne gurbettir çöken İslâm’a İslâm’ın diyârında?
Umar mıydın ki: ma’betler, ibâdetler yetîm olsun?
Ezanlar arkasından ağlasın bir nesl-i me’yûsun?
Umar mıydın: cemâat bekleyip durdukça minberler,
Dikilmiş dört direk görsün, serilmiş bir yığın mermer?
Umar mıydın: tavanlar yerde yatsın rahneden bîtâp?
Eşiklerden yosun bitsin, örümcek bağlasın mihrâp?
Umar mıydın: o, taş taş devrilen, bünyân-ı mersûsun,
Şu vîran kubbelerden böyle son feryâdı dem tutsun?

İşit: on dört asırlık bir cihânın inhidâmından,
Kopan ra’din, ufuklar inliyor, hâlâ devâmından!
Civârın, manzarın, cevvin, muhîtin, her yerin mâtem;
Kulak ver: Çarpıyor bir mâtemin kalbinde bin âlem!
Ne hüsrandır ki: doldursun bugün tevhîdin enkâzı,
O, hâkinden nebîler fışkıran, iklîm-i feyyâzı!
Gezerken tavr-ı istîla alıp meydanda bin münker,
Şu milyonlarca îman “nehye kalkışsam” demez, ürker!
Ömürlerdir bir alçak zulme miskin inkıyâdından,
Silinmiş emr-i bil’ma’rûfun artık ismi yâdından.
Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde..
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl;
Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhûl.
Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;
Nazarlardan taşan manâ ibâdullâhı istihkâr.
Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş:
Ne din kalmış, ne îman, din harâp, îman türâb olmuş!
Mefâhir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl..
Bu izmihlâl-i ahlâki yürürken, durmaz istiklâl!

Sen ey bîçâre dindaş, sanki, bizden hayr ümîd ettin;
Nihâyet, ye’se düştün, ağladın, ağlattın, inlettin.
Samîmî yaşlarından coştu rûhum, hercümerc oldu;
Fakat, mâtem halâs etmez cehennemler saran yurdu.
Cemâat intibâh ister, uyanmaz gizli yaşlarla!
Çalışmak!.. Başka yol yok, hem nasıl? Canlarla, başlarla.
Alınlar terlesin, derhal iner mev’ûd olan rahmet,
Nasıl hâsir kalır “tevfıki hakkettim” diyen millet?
İlâhî! Bir müeyyed, bir kerim el yok mu, tutsun da,
Çıkarsın Şark’ı zulmetten, götürsün fecr-i maksûda?
Mehmet Akif Ersoy
(1873 – 1936)
İstanbul, 24 Teşrinievvel 1334 (1918)

( Safahat, Yedinci kitap – Sahife: 455 )

Turkce @ 20 March 2017, “No Comments”

Çok gezen mi bilir çok okuyan mı? Malesef TR gibi bir ülkedeyseniz sanırım çok gezen bilir demek zorundayım. Nitekim, sadece izin verildiği kadar okuyabiliyorsunuz.

Tanıştığım birbirinden bağımsız iki arkadaştan bahsedeceğim.

Bir tanesi Kübalı. Baya koyu bir muhabbet ettik kendisiyle o Küba’dan bahsetti ben TR’den. Amacım nasıl bir yer olduğunu öğrenmekti ama laf her seferinde dolaşıp darbeye geldi. Malumunuzdur, güney Amerika ülkeleri darbeler ile meşhurdur. Kendisine ilk Castro hakkında sordum. Sağlam bir küfür etti. Şaşırdım, bizim TR’de millet yas tutuyor öldü diye dedim. “Biliyorum, ama neden bu kadar sevdiklerini anlamadım, Castro katıksız bir diktatördü.” dedi. Nitekim Amerika’da yaşayan Kübalı’lar Castronun ölümünü büyük organizasyonlar ile kutladılar.

1- Küba’da maaşım $12 bir çift ayakkabı ise $25. Ayakkabıyı satan devlet. İlk giymemde parçalandı ama şikayet edebileceğin yer yok.

2- Küba devriminde halk çok sevinmişti dedi. Darbe günü para birimi iptal edildi ve yeni para birimi çıkarıldı. Yani elinde dolar olmayan herkes parasını o gece kaybetmiş oldu.

3- Bütün yabancı firmaların malına el kondu. İşyerleri halka verildi. Hammaddeyi de ben vereceğim size merak etmeyin dedi. Ama kimseye birşey vermedi çünkü verecek gücü yoktu.

4- Castro insanlara arazi verdi, tarla verdi. Ama traktör, tohumları ben vereceğim dedi, kimseye birşey vermedi.

5- Castro’nun polisleri her an evine gelip arama yapabilir. Kafasına göre seni alıp nezarette bekletebilir dedi.

İnsanlar neden yaşamaya devam ediyor orada diye sordum. Cevap basit, çoğu ne olduğunu bilmiyor, Küba’da internet yok gibi birşey. Amerika, Avrupa vs hepsi Küba’ya düşman zannediyorlar. Halk eziliyor, yöneticiler kral hayatı yaşıyor.

Bu arada Küba’da başkan denmiyor bizimkine dendi. Komunist parti’nin lideri olan kişi hem devlete hem orduya hükmediyor, öyle birşey dedi. Padişah gibi birşey yani.

Sonra ben TR’den bahsettim. Darbeden.

1- Hiçbir siyasi tutuklanmadı dedim. Güldü.

2- Kabe’de bile 500 korumayla gezen başkan, tek başına, havada darbeci uçaklar olmasına rağmen, uçağa binip yolculuk yaptı. Bir de kamera karşısına geçip korkmuyorum sizden deyip meydan okudu dedim. Güldü.

3- Başkanlık sarayına F-16′lar bomba attı ama ne hikmetse dışarıdaki yolu vurdu, binaya parçalar bile ulaşmadı dedim. Güldü.

4- Listeler hazırlayıp insanları işten attılar, hapse attılar, hatta birini bulamayınca anasını-babasını alıyorlar içeri dedim. Güldü, Castro gibi dedi.

5- Bu olayda insanları vurdular dedim. Güldü, Castro insanları öldürüp başkasının üstüne atardı dedi, ilginç.

Önce dedi ki, Küba eskiden daha güzel bir yerdi ama bir daha öyle olamayacak.

Sonra da dedi ki, yeni başkanınız hayırlı olsun.

Diğer bir arkadaş Rusya’da iş yapan bir Türk. Rusya’dan çıkmışlar tamamen. Neden dedim? Uçak krizi bizi bitirdi dedi. Uçak krizi orada iş yapan tüm Türkleri bitirdi dedi. Aksini söyleyen olursa yalan söylüyordur.

Putin TR bunun bedelini ödeyecektir dedi. Ertesi gün bizim siparişler azalmaya başladı. Sonra da bitti. Meğer Rusya istihbarat ajansı bunlardan mal alan bütün esnafa gidip tehdit etmiş. Allah için, bizim Türkler’e dokunmamışlar. Ama yerel esnafa demiş ki bunlardan bir daha mal alırsanız bedelini ödersiniz. Kısacası bizim işler bitti. Çıkmak için elimizdeki malları satmaya çalıştık, 500k üstündeki malları 50K civarına birine satıp oradan ayrıldık dedi. Geçmiş olsun.

ŞARK

Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb’ın kanlı kâbûsu,
Asırlar var ki, İslâm’ın muattal, beyni, bâzûsu.
«Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? » diyorlar. Gördüğüm: Yer yer,
Harâb iller; serilmiş hânümanlar; başsız ümmetler;
Yıkılmış köprüler; çökmüş kanallar; yolcusuz yollar;
Buruşmuş çehreler; tersiz alınlar; işlemez kollar;
Bükülmüş beller; incelmiş boyunlar; kaynamaz kanlar;
Düşünmez başlar; aldırmaz yürekler; paslı vicdanlar;
Tegallübler, esâretler; tehakkümler, mezelletler;
Riyâlar; türlü iğrenç ibtilâlar; türlü illetler;
Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;
Ekinsiz tarlalar; ot basmış evler; küflü harmanlar;
Cemâ’atsiz imamlar; kirli yüzler; secdesiz başlar;
«Gazâ» nâmıyle dindaş öldüren bîçâre dindaşlar;
Ipıssız âşiyanlar; kimsesiz köyler; çökük damlar;
Emek mahrûmu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar! …..
Geçerken, ağladım geçtim; dururken, ağladım durdum;
Duyan yok, ses veren yok, bin perîşan yurda başvurdum.
Mezarlar, âhiretler, yükselen karşında dûrâdûr;
Ne topraktan güler bir yüz, ne göklerden güler bir nûr!
Derinlerden gelir feryâdı yüz binlerce âlâmın;
Ufuklar bir kızıl çenber, bükük boynunda İslâm’ın!
Göğüsler hırlayıp durmakta, zincirler daralmakta;
Bunalmış kalmış üç yüz elli milyon cansa gırtlakta!

* * *

İlâhî! Gördüğüm âlem mi insâniyyetin mehdi?
Bütün umrânı târîhin bu çöllerden mi yükseldi?
Şu zâirsiz bucaklar mıydı vahdâniyyetin yurdu?
Bu kumlardan mı, Allâh’ım, nebîler fışkırıp durdu?
Henüz tek berk-ı îman çakmadan cevvinde dünyânın,
Bu göklerden mi, yâ Rab, coştu, sağnak sağnak, edyânın?
Serendib’ler şu sâhiller mi? Cûdî’ler bu dağlar mı?
Bu iklîmin mi İbrâhîm’e yol gösterdi ecrâmı?
Harem’ler, Beyt-i Makdis’ler bu topraktan mı yoğruldu?
Bu vâdîler mi dem tuttukça bîhûş etti Dâvûd’u?
Hirâ’lar, Tûr-i Sînâ’lar, bu âfâkın mı şehkârı?
Bu taşlardan mı, yer yer, taştı Rûhullâh’ın esrârı?

* * *

Cihânın Garb’ı vahşet-zâr iken, Şark’ında, Karnak’lar,
Herem’ler, Sedd-i Çin’ler, Tâk-ı Kisrâ’lar, Havernak’lar,
İrem’ler, Sûr-i Bâbil’ler semâ-peymâ değil miydi?
O mâzîler, İlâhî, bir yıkık rü’yâ mıdır şimdi?
Ne yapsın, nâ-ümîd olsun mu Şark’ın intibâhından,
Perîşan rûhumuz, hâib, dönerken bâr-gâhından?
Bu haybetten usandık biz, bu hüsrân artık elversin!
İlâhî! Nerde bir nefhan ki, donmuş hisler ürpersin,
Serilmiş sîneler kâbûsu artık silkip üstünden,
«Hayat elbette hakkımdır! » desin, dünyâ «değil! » derken?

İstanbul, 19 Eylül 1334 (1918)

Mehmet Akif Ersoy

Linux @ 24 January 2017, Comments Off
sudo add-apt-repository ppa:maarten-baert/simplescreenrecorder
sudo apt-get update
sudo apt-get install simplescreenrecorder
# if you want to record 32-bit OpenGL applications on a 64-bit system:
sudo apt-get install simplescreenrecorder-lib:i386

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
pavucontrol
Uncategorized @ 24 January 2017, “No Comments”

#!/bin/bash
# remove memory consuming programms, we do not need:
# gnome-software, Softwarecenter
apt-get -y purge gnome-software

# evolution groupware, Groupware Suite
apt-get -y purge evolution-data-server
# snapd, Snap Packages
apt-get -y purge snapd

# modemmanager, Manager for Modems
apt-get -y purge modemmanager

# ppp, Point to Point Protocol
apt-get -y purge ppp

# avahi-daemon, Zero Conf Network
apt-get -y purge avahi-daemon

iPhone @ 20 January 2017, “No Comments”

Hi, guys. In this entry I will try to tell about my experience with iCloud lock removal process service offered by many different companies. My experience was with officialiphoneunlock.co.uk/ iphoneimei.net

I submitted my IMEI and waited for almost 4 days. The result is NOT ABLE TO DO THAT due to the phone is marked as lost/stolen.

They also have another website checking if your iPhone is lost/stolen. Guess what any IMEI you write there seems to be clean. But after you get the service and it is said that your phone is not unlockable, BAM, IMEI checking site changes it from OK to NOT OK.

Long story in short, this seems to be SCAM. However, they say that “we already state this in our USER AGREEMENT form that an iPhone marked as lost/stolen cannot be unlocked”.

This is a good experience for me and I wish you also use this experience.

Linux @ 15 November 2016, Comments Off

http://elinux.org/RPi_Configuration

https://www.raspberrypi.org/documentation/configuration/config-txt.md

Tags:
Uncategorized @ 30 October 2016, “No Comments”

Bugün yolda gelirken AYNA’dan çayımın şekerini dinledim. Youtube’da 2002 yazıyordu. Aldığım nadir albümlerden biridir bu albüm. 2002′deki gibi kalsaydı keşke herşey. Elimizde kalanlara bakıyorum, ne kaldı ki geriye? Başta ben olmak şartıyla vefasızlık, acı, kargaşa. Çok güldük demek biraz da ağlayalım.

Uncategorized @ 18 October 2016, “No Comments”

Benim gibi birine kulağa küpe olacak cümleler.

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

1- Güneş, köreltildiği zaman,
2- Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman,
3- Dağlar, yürütüldüğü zaman,
4- Gebe develer, kendi başına terkedildiği zaman,
5- Vahşi-hayvanlar, bir araya toplandığı zaman,
6- Denizler, tutuşturulduğu zaman,
7- O zaman ki nefisler çiftleşir.
8- Ve ‘diri olarak toprağa gömülen kızcağıza’ sorulduğu zaman:
9- “Hangi suçtan dolayı öldürüldü?”
10- Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman,
11- Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman
12- Cehennem ateşi çılgınca kızıştığı zaman,
13- Cennet de yakınlaştırıldığı zaman,
14- (Artık her) Nefis, neyi hazırladığını bilip-öğrenmiştir.

***

A Enes, madem uçmayı bilmiyorsun, ne diye hıyarlık yapıyorsun?